Tuesday, April 10, 2007

kadinlarim - blanc


blanc
Originally uploaded by derbose.



Üşüyorum. Gece haberlerindeki hava raporunun aksine kar taneleri yavas yavas saçlarıma düşüyor. Saint Pauli meydanında bana telefonda tarif edildiği gibi sağdan ikinci sokak lambasının yorgun ışığı altında bekliyorum. Bekliyoruz demeliyim belki de. Zira gitmesi için o kadar dil döktüğüm, salladığım tekmeyi başarılı bir biçimde karşılayan uyuz bir köpek pirelerini su anda sol ayağıma dökmekle meşgul. Geçen hafta 100 papel bayıldığım rugan ayakkabılarımın bir sokak köpeğinin oyuncağı olmasına ses çıkarmamam, son zamanlardaki kaderci yaklaşımımdan ileri geliyor galiba. Bu davetsiz itin devamlı surette kaşınması hosuma da gitmiyor değil hani.

Karşı caddeden gelen arabaların farları Tex in- bu adı ona it kelimesini aşağılayıcı bulduğum için az once ben takmıştım- solgun yüzündeki hüznü tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Senin bile benimkinden daha ilginç bir hikayen olmalı dostum diyorum.

Soguk iliklerime isliyor. Bir saate yakın Tex le bekliyoruz fakat gelen giden yok. Bütün bekleyenler gibi bir gitanes daha yaktim, kacak olanlar daha iyi kafa yapıyor demisti Stanley. Zavalli dostum Stanley. İşinde başarılı olmak için yıllardır gece gündüz çalışmış ve bunun karşılığını da doğrusunu söylemek gerekirse fazlasıyla almıştı. Bankada emeklilik günlerini rahatça geçirebilecek kadar yüklü miktarda parası, New York un en islek caddesinde iki dairesi ve bir de herkesin imrenerek baktığı 64 model bir Bugattisi vardı. Bonus olarak da Jasmine cabasi. Benimse adini hatirlayamadigim bir filozofun yanlis hayat dogru yasanmaz lafina uyan serseri bir yasantim olmus, bir turlu aradigim seyin ne oldugunu bulamamistim.

İki saat kadar once vicdanımı dinleme isini erteleyerek, kendimi Dolares Bar ın o sihirli atmosferine bırakmıstım. Dogrusu kafayi iyice bulmustum ama garip bir sekilde iyi hissediyorum kendimi simdi. Az sonra olacakları en az bin kez kafamda canlandırmıstım. Stanley arabasindan iner inmez onu vuracaktim. Goz goze gelmemek icin onu tum korkaklar gibi arkasindan vuracaktim. Uzgunum dostum.

İste simdi burdayim tam Stanley in evinin karsisinda. Jasmine in bana tarif ettigi noktada cebimde bir 45 likle. Bir gitanes daha. Bir tane daha…….

joe fontana

Sunday, February 18, 2007

kadinlarim-rouge

vuruldum.
yarınki gazetelere bir numarali katil zanlisi olarak gececek sevdigim kadin ardinda enfes bir parfum kokusu birakarak gecenin karanliginda hizla gozden kayboluyor. uzaklarda bir yerden suh bir kahkaha sesi yankilaniyor kulaklarimda. tahta iskelenin karsi konulmaz davetine uyarak sirtustu uzaniyorum. elimi fütursuzca kanayan karnima bastiriyorum. nafile bir caba diyor lisedeki biyoloji ogretmenim. ay saklandigi bulutun arkasindan yuzunu gosterdiginde en sevdigim beyaz gomlegimin kipkirmizi olmasi clarence ray e olan askimi biraz daha arttiriyor.

rouge
Originally uploaded by derbose.

gozumu kapatinca gokyuzunde tek bir yildiz parliyor. köhne tahtalarin arasindan gelen denizin tuzlu kokusu basimi dolandiriyor. parmagimla daireler ciziyorum sahilden gelen ritme uyarak. muhtemelen dwight in yasgunu partisi hala devam etmekte. pis serseri. yumrugumu sikmak istiyorum ama beceremedim galiba. yeri yumrukluyorum. affettim seni pic kurusu. trim trim sol isaret parmagim latin sarkicinin kadife sesiyle iki tahta arasinda bir asagi bir yukari gidip geliyor. hayir kabul etmeliyim ki masum ve guzel biri tarafindan vurulmak gucendirmedi beni. gunahkar biriyim ve bunu hakettigimi dusunuyorum. az once optugum kadinin beni vurmasi da degil bana en cok koyan. sonsuz bir mutluluk bahcesinden-ki bu tamlamayi aptal bir gazetede calisan kuzenime bocluyum- mezarin dibine boylamayi hayatin surprizi olarak nitelendirebilirim. gecenin karanligi yine yavas yavas ustume cokuyor. yagmur damlalari olmali gozumdekiler. buralardan gitmeli, suphesiz gitmeli...

joe fontana

Thursday, June 08, 2006

puxa vida!


Mister No
Originally uploaded by derbose.
saaatim sabaha karsi 3 :53 derken 353 un ortaokul numaram oldugu gercegini farkediyorum irkiliyor hatta urperiyorum ama 6.o6.06 nin geride kalmis olmasi rahatlatiyor. sabaha karsi yabanci bir evde yabanci bir klavyenin tuslarinda gezinmek camus un yabancisindan ote kasabaya dadanan haydutlari halletmesi icin kasaba halkinin tekrar goreve cagirdigi hayata kuskun serifi hatirlatiyor bana. kuskusuz okudugum tommikslerin mister no larin bunda etkisi var. mister no ki tek gecerim su alemde latin kulturumun gelismesinde onemli bir yer oynamistir. gecenlerde kahvaltida gringo demisti bogotali adriana green go anlaminda yabanci istenmeyen beyaz kisi anlaminda kullanilirmis latin ulkelrinde. o zamanlar yesil giyen amerikalii askerlere soylermis yerli halk bu garip kelimeyi. o anlatirken ben bir mister no maceraasina baslamsitim bile.benim icin gringo mister no demekti. adamimiz pirpiriyla ormanlari kurtarmaya kubali yerlilere destek cikmaya calisirdi. balkondaki nebahat abla, kosedeki remzi abiydi. ne supermen gibi ustun insanustu yetenekleri vardi ne de zagor un ciko su ya da koroglu nun ayvaz i gibi bir yamagi. kizilmaske gibi tayt giyip fantom modunda caka satacak adam da degildi. tek tabanca takilirdi. evimizin oglani dallama neveda rangiri baby face tommiks =ki kendisi de bir makaleyi hakediyor entre paranthese =gibi bir suzi ye asik olacak ne zamani oldu ne de parasi.gerci suzi yi de kalede herkes goturdu tommiksden baska ya neyse. mister no bir nevi seyrantepe rangiriydi. durust fedekar bir yigidoydu o. zayifliklari da vardi. her kaybeden gibi guzel kadinlara duskundu ickiye oldugu kadar.her macerada en az bi kari gotururdu helalinden. kadinlara karsi romantik ve cooldu. az ozenmedik zamaninda. kazanova degildi asla. asik olurdu ama ozgurlugune duskun tarafi nedeniyle baglanmazdi. dayak yediginde ben baya sasirirdim oyle ya hic kahraman dayak yer miydi. bi de siki tuttu- degil tabi -siki cevreciyidi pezevenk yagmur ormanlari gumusdere kilyos kumbag falan korurdu. japon bir konicava buna uyuz olurdu durmadan sorguya cekerdi. amazonlar, duz sac, smith wesson tabanca ve hamak gibi kelimeleri korpe dimagima kaziyan kahramandir kendisi. olsa da okusak simdi. hay canina yandigimin

pepe vasques alejandro

Friday, April 21, 2006

elbe ye elveda


elbebaum
Originally uploaded by derbose.
gitmem gerek diye mirildaniyordum karsimda elbe nehri dans ederken. gri gokyuzunden dusen yagmur taneleri kursun gibi delip gecerken plastik yagmurlugumu, bu gidisin bir sarkisi olmali dedim, mutlulugu ve huznu ayni anda anlatabilen. iyi bir sair ve iyi bir sevgili degildim, sarkilarda arardim durum tasvirlerini. see you soon gecti aklimdan coldplay den. sigaramdan bir nefes daha alip baktim ufka dogru. asagida bir balikci anlamadigim bir dilde bir sarki ufluyor havaya, racon kesen ruzgara inat. burali olmadigi serseri nesesinden belli.
bir gun geri donmek mumkun muydu? ya zaman onu ve beni baska mecralara suruklerse? ya sevgim biterse, hani bitmez ya, iste. hem o dememis miydi, onemli olan paylasilanlardi, ama, gozyaslariyla verilen bir opucuk bu kadar acitir miydi?

Tuesday, March 21, 2006

hatirlamak ideolojiktir

bakmayin siz basligin igrencligine, aslinda anlatmak istedigim ve unutmak istedigim olay su; bir karsi cins bu durumda kiz oluyor, sizi hatirlamazsa, sizin ne gibi tepki vereceginiz. yani 9 ay oncesindne nazi kampina ziyarete gittiginiz, bu nasil ziyaret aman allahim, guzel kizin, adi larissa, onca rus edebiyati sohbetine, onca bazarov raskolnikov parcalamaniza ragmen, yine de sizi hatirlamamasi ve sizin silik bir kisilik miyim lan ben sorusuyla trip hop ta cigir acmaniz.

yurdun girisinde siz ankesorlu telefonda, ahizeden gelen gizemli sigara kokusuna ragmen konusmaya calisirken on kapidan birden onun cikip gelmesiyle icinizden mr no coolluguyla iste yeni bir macera daha basladi diye gecirmeniz, sizin beni tanidi diye uzun uzun ona bakmaniz ama bi sey dememeniz; onun da size bakmasi,ortamda elektrik yuklu bir hava olusmasi, ve sizin cok iyi niyetli bi sekilde, hadi adini da koyalim gole giden oyuncuyu dusurmeyen bir defans oyuncusu sadeliginde ve sikliginda ahan da tanidi diye icinizden gecmesi, sonra onun asansorle 10. kata odasina cikmasi, sizin de telefonda konusuruken kafanizi cikarip nereye gitti lan bu kiz diye bakmaniz, telefonu kapattiktan sonra direk kapisinda bitmeniz, zili calmaniz ve beni tanidin mi diye sormaniz; sonra onun da aaa az once telefondaki cocuk degil mi demesi, hooonk ah be bari bi de uzun bir aaaaaaaalllllllllll cekseydin be gavurun kizi, eee evet ben oyum oydum oyuldum, eh bari ben gideyim demek yerine biraz daha muhabbet acmaniz, hani hani beraber gitmistik mezarliga (almanca nin azizligi yuzunden calisma kampi mezarlik oldu dikkatinizi cekerim) hani tolstoy hani dadaisttim ben gecen gun hani fransiz la martine falan filan sacmalamaniz,en sonunda kizin sizi catcher in the rye dan cikarmasi...
sonuc yerine:
yani demem o ki genc dimaglar,eger ki telefonunu almayi ihmal ettiyseniz, ve de gorusmediyseniz uzun zaman, bence hatirlanmak isteyen maskulen kisi, mutlaka o kizda bi iz birakanda, bu bir cimcik olabilir, ya da afadersiniz bir avuclama da olabilir, ne bileyim iste degisik bi sey bulun kiza kafa atin, ya da ortak bir murathan mungan siiri, uluslararasi calismalarinizda siiri ingilizceye cevirmeniz gerekebilir, ya da bir sarkiyi ortak soyleme modu, let it be let it beeeee ya da besssame muchooooo sonucta atraksiyona girin o ani sonsuz kilin,kilin ki unutulmasin, bakin uyaríyorum sizi.
-rotring platonov-

Wednesday, December 28, 2005

La Soledad


Soledad-Anna Niinimäki
Originally uploaded by derbose.
Chopin in "Andante Spianato" su ile baslayan guzel bir pink martini sarkisi. sarki asik olmaktan korkan ve sonunda bundan pisman olan bir adamin hikayesini anlatir. asik olmak ve korkmak, her ne kadar birbirine zit kavramlar gibi gorunse de hayatin kivrimli yollarinda kulustur vosvos kivaminda bata cika ilerlerken bazen her ikisi de karsimiza cikar ve bizden secim yapmamizi bekler bazen cellat bazen melek kiligina giren zaman; soru basittir: tutkularinin pesine dusup her seye ragmen askini sonuna kadar yasamak ya da mantiginin duygularinin onune gecmesine izin verip bir korkak gibi yasamak...
olu asklar mezarliginda yatan binlerce asigin sozlugunde bunun tanimi askdan kacmak, kendinden kacmak ya da hayattan kacmak olarak anilir.
bazen bir kelime olur bu secimi belirleyen, bazen sevdicege yoneltilen bir bakis ya da masum bir opucuk. fakat sarkinin sonlarinda gecen pismanlik belki de en kotusudur, cellat ilmigi boynumuza gecirirken geriye en son bu sarki kalir...

-lss-



viniste a mí
como poesía en la canción
mostrándome
un nuevo mundo de pasión
amándome sin egoísmo y sin razón
más sin saber que era el amor
yo protegí mi corazón

bana geldin, sarkidaki siir gibi
bana tutkuyla dolu yepyeni bir dunya gosterdin
beni bencillikten uzak ve sebepsizce sevdin
bense bunun ask oldugunu bilmeksizin kalbimi korudum daha cok...

el sol se fue
y yo cantando tu canción
la soledad se adueña de toda emoción
perdóname si el miedo robo la ilusión
viniste a mí
no supe amar
y solo queda esta canción

gunes batti
senin sarkini soyluyorum
yalnizlik tum duygulara hakim oluyor
eger korkum yuzunden bu buyuyu bozduysam beni affet
bana geldin
sevmeyi bilemedim
ve geriye yalnizca bu sarki kaldi..
(cev:griselda, eksi sozluk)

Friday, November 18, 2005

yürü turnam yürü canana yürü

eski sevgili...hüzünlü iki kelime, bazen bir cümle bazen bir hayat.... bir kac naber nasilsindan, sitemkar goz kacirmalardan sonra eski sevgili hala eski midir acaba? bazen eski sevgilinin bir kac kelimeyi bile cok goren umarsiz gormezden gelmeleri yaralar insani. sonra hep ayni soru duser akillara: sevgili eskir mi ya sevgi? oysa ilk sevgili eskimez demisti bizim mahallenin delisi, hep ruzgara karsi ucan turna abi.